Perşembe, Aralık 3, 2020
Ana Sayfa Dünya Tarihi FİLİSTİN Topraklarında ki İSRAİL Devleti

FİLİSTİN Topraklarında ki İSRAİL Devleti

Filistin toprakları üzerinde yaşayan insanların tarihi çok eskidir. “Filistin” adı,
milattan önce buralarda yaşamış olan Filistinlilere bağlanır. Yunan-Makedon
hâkimiyetinin buralarda kurulmasından sonra bu bölgeyi Palestina adıyla kullanırlar. İbraniler de bu yerli halka Palishtin demişlerdir. Pleshed veya Plashet, Plishtin Ülkesi veya “Filistinlilerin Ülkesi” manasına gelmektedir. Yahudiler kendilerini Filistin’in en eski yerleşik toplumu olarak kabul etmektedirler. MÖ 20. yüzyıldaki Filistin bölgesinin durumu incelendiğinde Kenanlıların orada yerleşik bir toplum oldukları anlaşılmaktadır. Bu da gösteriyor ki, Yahudiler iddia ettikleri gibi bu toprakların en eski yerleşik toplumu değildir. Bu coğrafya, tarih öncesi
devirlerden itibaren çeşitli kavimlerin göçlerle ve istilalarla gelip buraya
yerleşmesine maruz kalmıştır. Bu durumun en önemli sebebi, bölgenin sahip olduğu zengin ve stratejik konum ve bunun yanında üç büyük ilahi dinin gerek
ortaya çıkışı, gerekse gelişmesinde oynadığı rol ve barındırdığı kutsal yerlerdir. Bu
sebeple bölge Arz-ı Mev’ud veya Arz-ı Mukaddes şeklinde isimlendirilmiştir.

Yahudiler kurdukları Yahuda devletinin adı dolayısıyla böyle isimlendirilmişlerdir.
Hazreti Yakub’a yakıştırılan bir kahramanlık efsanesi nedeniyle İsrailoğulları
(Beni-İsrail) adını alan kavim, Hazreti Musa’dan sonra Musevi, Süleyman’dan
sonra Yahudi adlarıyla anılmış olmakla birlikte bunların hepsi aynı kavmin adıdır.
İsrailoğulları’nın tarihi dini kitaplarda geniş yer alan efsaneye benzeyen ilk
kısımlarıyla menkıbe ve rivayetlerden oluşan hikâyeleri, andırmaktadır. Yahudiler
temel istek ve eylemlerini bu tarihi belgeye, yani Kitab-ı Mukaddes’e
dayandırmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’in birinci bölümü “Tevrat”a (Eski ahit) ait
Yahudilerin tarihi şu şekilde sıralanmaktadır:
 Göçebelik ve birinci esaret,
 Mısır’dan çıkış (Exode) ve Mev’ud toprağa yerleşme
 Hükümet haline gelme
 Şevket ve ikbal devri
 Düşkünlük ve parçalanma (İsrailiye, Yahudiye Devletleri) dağılmalar ve ikinci esaret,
 Babil’den dönüş, yarı milli hayata kavuşma,
 İzmihlal ve ikinci dağılma (Diaspora)

Peygamberler Dönemi


İsrailoğulları’nın tarihi Tevrat’a göre MÖ 1750’lerde başlar. Tevrat’ın yaratılışa ait
olan ilk kitabı Genesis’e göre, Yahudi kavminin başlangıcı İbranilerdir ve Yahudi
dininin kurucusu İbrahim (Abraham veya Abram)’dir. Kuzey Sami kavimlerinin
atası sayılan ve Hz. İbrahim’in soyundan geldiği kabul edilen İbraniler, kendilerini
“Tanrı’nın seçilmiş kavmi” olarak görmüşlerdir. Bu halkın inancına göre Tanrı,
Hz. İbrahim’in kişiliğinde İsrailoğulları ile gerçekleştirdiği anlaşmayla onları
yalnızca kendisine tapınmakla görevlendirmiş, Hz. İbrahim’i tanrısal gerçekleri
dünyanın bütün kavimleri arasında yayması için seçmiştir. Bu anlayış itibariyle Yahudilik, sadece bu topluluğa ait bir din olma ayrıcalığına inanılarak varlığını sürdürmüştür.

Tevrat’a göre Yahudiler, Hz. Nuh’un oğlu ve Sami ırkının atası sayılan Sam
neslindendir. Sami ırkına mensup olan Yahudilerin en eski vatanları Mezopotamya
idi. Yahudiler uzun süre Arabistan çöllerinde yaşadıktan sonra Fırat ve Dicle
Nehirleri’nin uzandığı Mezopotamya ile Akdeniz sahillerini içine alan, “Yeşil
Hilal” olarak adlandırılan tarıma elverişli alanlara göç etmişlerdir. Mezopotamya ile Suriye arasında çobanlıkla geçinen ve ilkel bir topluluk olan Yahudiler, daha
sonra Hz. İbrahim döneminde Filistin’e yerleşmişlerdir.
Tevrat’a göre Hz. İbrahim, Yehova (Allah)’nın emriyle kabilesinin başında
Babil’deki Ur şehrinden Tanrı tarafından vaat edildiğine inanılan “vaat edilmiş
toprak” Kenan diyarına göç etmişlerdir. Tevrat’ın efsanesine göre Tanrı’nın Hz.
İbrahim’e “Mısır Nehri’nden büyük nehir olan Fırat’a kadar Kenaniler, Keniziler,
Kadmoniler, Hettiler, Perizziler, Refailer, Amoriler, Girgaziler ve Jebusilerin
memleketini senin nesline veriyorum,” dediğine, Nil’den Fırat’a kadar uzanan
toprakları İsrailoğulları’na verdiğine inanılır. Kenan diyarına gelen Yahudiler, bölgeye hâkim olan ve Filistin’in ilk halkı olarak bilinen Sami ırkına mensup kabilelerden Kenaniler ile baş edemeyerek Mısır’a göç etmişlerdir. Bölgedeki kuraklık da göç etmelerine eklenen diğer bir neden olmuştur.

Hz. İbrahim’in dini, oğlu İshak ve İshak’ın oğlu Yakub’a geçerek
İsrailoğulları’nın dini olmuştu. Hz. Yakub, Yahudi tarihi içinde önemli bir yer
oluşturur. Çünkü artık İsrail kavmi oluşmuştur. İnanışa göre Hz. Yakub’un adı
Tanrı tarafından ilahlarla mücadele eden anlamına gelen İsrail olarak değiştirilmiş,
onun oğulları Ruben, Şimeon, Levi, Yahuda, İssakar, Zebulun, Yusuf, Benyamin,
Dan, Naftali, Gad ve Aşer’in adlarıyla anılan Oniki Kabile de İsrailoğulları adını
alarak İsrail kavmini meydana getirmiştir.

Tevrat’a göre Hz. İbrahim’in torunlarından Hz. Yakub’un oğlu Hz. Yusuf,
firavunun nazırı olmuştu. Kenan diyarından Mısır’a göç eden İsrailoğulları’nın
sayısı Hz. Yusuf zamanında artış göstermiş fakat Yahudiler zenginleşip ülkenin
kilit noktalarını ele geçirmeleri nedeniyle Mısır firavunlarının zulüm ve baskısına
uğrayarak zamanla köle durumuna düşmüşlerdi. MÖ 1200’lere kadar orada tutsak
kalmışlar, Hz. Musa önderliğinde Mısır’dan ayrılarak kölelikten kurtulmuşlardır.
Tevrat bu döneme Exodus (Çıkış) demektedir. Tevrat, İsrailoğulları’nın Musa
Peygamber’in liderliğinde Sina Yarımadası’ndaki Sina Dağı’na geldiğini bildirir.
Tanrı tarafından Hz. Musa’ya Sina Dağı’nda On Emir bildirilmiştir. Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’a nasip olmayan dönüş Hz. Musa’nın yardımcısı Hz. Yuşa zamanında gerçekleşmiş, Kenan diyarı (Arz-ı Mev’ud, vaat edilmiş topraklar) olarak bilinen bugünkü Filistin’e yönelmişlerdir. Mısır’dan göç eden Yahudiler Filistin’e hâkim olmak için bu ülkeye adını vermiş olan Filistiler ve çeşitli halklarla savaşmışlar ve MÖ 1234’ten sonra Filistin’e hâkim olmuşlardır.

Mısır’dan çıkış Yahudilerin özgürlüklerinin evrensel bir simgesi olmuştur. Hz. Musa İbranileri din ve kültür birliği ile bir arada tutarak bir Yahudi milletinin temellerinin atılmasını sağlamıştır. Hz. Musa’dan sonra yerine geçen Hz. Yuşa, Kenan diyarını fethettikten sonra burasını on İsrail kabilesine paylaştırmıştır.
MÖ 1200–1030 yılları arasındaki dönemde İsrail aşiretleri düşmanlarıyla mücadele
için bir araya gelme ihtiyacı duyduklarında, siyasi ve askeri yeteneklerine güvendikleri lider kişilikleri geçici olarak başlarına getirmişlerdir. Bu geçici
liderler Hâkim olarak adlandırılmış ve Yahudi tarihinde, Hz. Yuşa yönetiminde
Kenan ülkesine geri gelinen zamandan, İbrani monarşisinin kurulduğu döneme
kadar geçen döneme de “Hâkimler Dönemi” denmiştir. Bu dönemde İsrailoğulları
kendi aralarında da mücadele etmiş ve büyük başarılar kazanamamışlardır.
Tevrat’ın Hâkimler kitabında, küçük İbrani boylarının birbirleriyle mücadelelerini
anlatan bölümler bulunmaktadır.

Yaklaşık 200 yıl boyunca göçebe yaşam tarzı sürdüren İsrailoğulları yerleşik
yaşama geçince çiftçilik ve el sanatlarıyla uğraşmaya başlamışlardır. Bu gelişmeler
sayesinde toplumsal ve ekonomik güçlenmeyi destekleyerek liderlerinin ardından
gitmenin bölünmüşlükten kaynaklanan mücadelelere son vereceğine inanmışlardır.
Böylelikle Yahudiler hâkim denilen şefler tarafından bir süre yönetildikten sonra
kabilelerini bir arada tutacak bir kral seçme gerekliliği duymuşlardır.
Yerleşik hayata geçen Yahudilerin savaş dönemleri ile barış dönemleri süreklilik
gösterdiği için savaş dönemlerinde lidere ihtiyaç duymuşlar, kabile düzeninin
dağınık olmasının yaratacağı tehlike nedeniyle kabileleri arasında birlik sağlayacak
ve sürekliliği olacak bir yönetici seçmeye karar vermişlerdir. MÖ 1020’de ilk
Yahudi kralı olarak başa geçen Saul, dağınık kabile yapısını bir arada tutmaya
gayret etmiştir. Saul adlı kraldan sonra oğlu Davud kral olmuştur. MÖ 1004-965
tarihleri arasında Hz. Davud, oniki İbrani kabilesini tek bir krallıkta toplamış,
Kudüs’ü ele geçirerek bu şehri ilk Yahudi devletinin başkenti yapmıştır. Hz. Davud kral olduğu dönemde Tevrat’a ilaveler yapmıştır. Bu kutsal kitaba Zebur denir. Davud ölmeden önce oğlu Süleyman’ı tahta çıkararak kral ilan etmiştir.

MÖ 965-930 tarihleri arasında krallığını yürüten Hz. Süleyman zamanı krallık
tarihinin en iyi dönemidir. İsrail Krallığı kuzeydeki On Kabile’nin (Yahuda ve
Benyamin kabileleri dışındaki bütün İsrail kabileleri) Mısır’dan Fırat Irmağı’na
kadar uzanan topraklarını içine almış, krallık gerek ekonomik gerek siyasi
bakımdan büyük gelişme göstermiştir. Süleyman, ilk Yahudi tapınağını (Beyt-i
Makdis-Süleyman Mabedi) inşa ettirerek Kudüs’ü İbranilerin kutsal şehri haline
getirmiştir. Bu dönem “Birinci Tapınak Dönemi” olarak adlandırılmıştır. Hz. Süleyman’ın MÖ 930 yılında ölümü üzerine yaklaşık 70 yıl
kadar süren ilk İsrail Devleti’nin varlığı, İsrail adı altında yaşayan Oniki Kabile’nin
iç ihtilafları, yoğun yabancı etkisi ve kentsel yaşamın gelişmesinin ortaya koyduğu
gerilimler nedeniyle sekteye uğramış, Hz. Süleyman’ın oğlu Rehoboam tahta
çıktığı dönemde tüm bu etkenler devletin ikiye ayrılmasına yol açmıştı. İki ayrı
Yahudi devletinden biri kuzeyde İsrail kabilesinden on tanesini içine alan ve
başkenti Samaria (Samariye veya Nablus) olan İsrail Krallığı adını almış, diğeri
güneyde Davud’un soyundan gelen Yahuda ve Benyamin kabilelerinin
yönetiminde olan, Kudüs şehrine sahip Yahuda (Juda) Krallıkları olarak
kurulmuştur. Yaklaşık 200 yıl varlığını koruyan kuzeydeki krallık, ayakta kaldığı dönem boyunca hanedanlar arasındaki sürtüşme ve dengesizliklerle uğraşmıştır.
Başkenti Samariye’nin düşmesi ile MÖ 722’de yıkılan İsrail Krallığı Asur
İmparatorluğu’nun hâkimiyetine geçmiş, yaklaşık 350 yıl boyunca ayakta kalan,
MÖ 587’de çöken Yahudi Devleti ise Asur İmparatorluğu yıkıldıktan sonra kurulan
Bâbil Krallığı’nın istilasına uğramıştır.

Tüm bu gelişmeler neticesinde Yahudiler Bâbil’e sürülmüş, Kudüs tapınağı da
yıkılmıştır. Bundan sonra Yahudilerin göçe mecbur bırakıldıkları dağılma
dönemleri başlamış, bu olaylar Yahudilerin tarihinde “Bâbil Sürgünü Devri”
olarak yerini almıştır. Bâbil sürgünü Yahudilerin milli duygularının daha da kuvvetlenmesine imkân vererek Filistin’e tekrar dönme umuduna dayanmalarını sağlamış, Yahudiler bu sayede dayanışmalarını korumuşlardır.
Bâbillilerin zaferi Birinci Tapınak Dönemi’nin sonu olmuştur. İlk tapınağın
Bâbilliler tarafından yıkılması sonrasında Yahudilerin sürgün edilişleri diasporanın
(yayılış) başlangıcıdır. Bu sürgünün ardından Yahudilik dini bir anlayış dışında bir
yaşam tarzı haline gelmiştir. Yahudiler sürgün edildikten sonra Filistin ile
bağlantılarını koparmamışlardır. Yahudilerin Bâbil esareti yaklaşık 70 yıl
sürmüştür. Bu süre sonunda Pers Hükümdarı Keyhüsrev MÖ 538’de Bâbil’i ele
geçirip Bâbil Krallığı’na son vererek sürgündeki Yahudilerin yurtlarına
dönmelerine izin vermiş, böylelikle Yahudiler Filistin topraklarına ilk dönüşü
gerçekleştirmişlerdir. Pers Hükümdarı II. Dara zamanında refah ve hürriyete sahip
olarak özerk bir yönetime kavuşan Yahudiler, Kudüs’te Babilliler tarafından
yıkılan tapınağın yerine MÖ 515’te ikinci bir tapınak
inşa etmişlerdir.

Filistin üzerinde Pers egemenliği MÖ 535-332 yılları arasında devam etmiş, MÖ
332’de Makedonya Kralı Büyük İskender’in Fırat’tan Mısır’a kadar uzanan
toprakları ele geçirmesi ile Filistin üzerindeki Pers egemenliği son bulmuştur.
İsrailoğulları’nın peygamberler dönemi, MÖ 444’te Pers kralının Hz. Musa’nın
yasalarına bağlı kalma çağrısıyla son buldu. Pers kralı, Hz. Musa’nın yasalarını
bütün ülkede geçerli ilan ederek önce Tevrat’ın büyük bölümünün yazıya
geçirilmesini, sonrasında da sözlü yasaların derlenmeye başlanmasını sağladı.
Tevrat’ın beş kitabı, Süleyman Meselleri, Rut, Rahipler Kitabı, Eyüp Kitabı,
Naşideler Naşidesi bu zamanda tamamlanmıştır.
Büyük İskender’in Filistin’in de içinde olduğu Suriye topraklarını hâkimiyeti altına
alması sonrasında Yahudi tarihinin Helenistik dönemi başlamış, MÖ II. yüzyıla
kadar Yahudi dini ve kültürü üzerindeki Yunan etkisi, İslamiyet’in doğacağı VII.
yüzyıla kadar devam etmek mecburiyetinde kalmıştır. Büyük İskender’in ölümü ile
imparatorluk parçalanmış, Filistin ve Mısır, General Batlamyus’un hâkimiyetine
girmiş, bu dönemde Yahudilere Mısır’da yeni kurulan İskenderiye şehrine göç için
teşvikte bulunulmuştur. Helenistik dönem ile Suriye, Anadolu, Bâbil ve özellikle
İskenderiye’de Yahudiliğin önemli merkezleri ortaya çıkmıştır. Bu dönem
süresince Yahudiler Yunan hâkimiyeti altında Yunanlaştırma politikasının baskısıaltında kalmışlardır. Makedonya Krallığı’nın Filistin’de Helenizm’i yerleştirmek
istemesi neticesinde, putperest Yunanlı yöneticilerin Tevrat’ı yasaklamaları ve
kutsal tapınağa putperestliğin sembolü Zeus heykelinin konması Yahudilerin
ayaklanmasına yol açmış, Makabi isyanı patlak vermiştir. Yunan ordusu MÖ
163’te Makabi ailesinin önderliğinde başlatılan isyanı bastırarak Kudüs’ü ele
geçirmeyi başarmış ancak Yahudilerin direnişlerini sürdürmeleri karşısında
bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır.

Yahudiler üzerinde Yunan hâkimiyetinden sonra Romalıların hâkimiyeti kuruldu.
MÖ 64-MS 324 yılları arasında Filistin Romalıların elindeydi. Roma
İmparatorluğu Suriye üzerine yürüyerek Yahudileri hâkimiyeti altına almıştır.
Roma egemenliği döneminde başlangıçta Yahudilere iyi davranılmış, hatta
hoşgörülü kanunlarla korunarak sınırlı bir yetki verilmiş, Yahudi halkının cemaat
işlerinin tanzimi, Kudüs’te oturan büyük rahiplere bırakılmıştı. Ancak zamanla
Roma idaresinde Yahudilere uygulanan vergilerin ağırlığı, feodal yöneticilerin
zulmü ve dini gerekçeler yeni isyanları beraberinde getirmiş, Yahudiler arasında
bağımsız bir Yahudi devleti kurma girişimleri yoğunlaşmıştır. Bu amacı
benimseyen Yahudiler Tevrat’a mutlak bağlılığı gerekli görüyorlar, Yahve (Tanrı)
her şeyin efendisi olduğuna göre dünyanın bir gün Yahudilerin hükmü altına
gireceğini, inançlarına bağlı kalırlarsa zafer elde edeceklerine inanıyorlardı. Bütün
bu gerekçeler ile Yahudiler, MS 66-73 tarihleri arasında tekrar ayaklandılar. Bu
ayaklanma nedeniyle Roma orduları Kudüs’e yönelerek Bâbil sürgünü dönüşünde
inşa edilmiş olan ikinci tapınağı yıkmışlardır. Bu olaydan
sonra Yahudiler bölgeden göç etmeye zorlanmışlar, başta Mısır olmak üzere
Romalıların hâkimiyeti altındaki farklı ülkelere sürülmüşlerdir. Roma zulmünden
kaçmayı başarabilen Yahudiler başka ülkelere dağılmışlar ancak direnişlerini sona
erdirmemişlerdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar

Hasan Sabbah ALAMUT Kalesinin Efsane Sahibi

Üst düzey bilgi birikimi ve tecrübeye sahip, Otoriter bir lider kişiliği bulunan, kurduğu tarikat'le farklı askeri taktikler geliştiren ve 35 sene boyunca...

Amerika Birleşik Devletleri ABD

ABD'nin 1492'de Avrupalılar tarafından keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların aleyhine toprak sahibi oldular. Avrupalılar, Amerika'daki topraklarını genişlettikten sonra,...

Konfüçyüs Kimdir?

Konfüçyüs, Konfüçyanizmin kurucusu olup MÖ 551’de, Çin’de Lu eyaletinin Tsou şehrinde dünyaya geldi. O, Kung Fu-Tzu (üstat veya filozof Kung) olarak anılmıştır.

Yahudiliğin Doğuşu ve Yayılışı

Yahudilik tarihini Hz. İbrahim’le başlatır. Yahudi inancına göre Hz. İbrahimilk Yahudi’dir. Hz. İbrahim, Tevrat’ın ifadesine göre Keldanilerin yaşadığı Urşehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Terah (İslam kaynaklarına göre Azer),ailesini alarak Harran’a...

Son Yorumlar